Horasanve Mâverâünnehir bölgesinin merkezi Merv idi. Bahreyn ve Umman bölgesinin idaresi de Irak valisi tarafından tayin edilen Basra valisine aitti. Sind ve Pencap bölgesinin valisi de Kûfe valisi tarafından tayin edilirdi. el-Cezîre: Ermeniyye, Azerbaycan ve Anadolu'nun bazı kesimleri bu valiye bağlı idi.
Buyüzden İslam öncesi Türk toplumunda kadının rolü, Selçuklu ve Osmanlı devri Türk toplumunda kadın yeri ve önemi hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Türk dışı milletlerde kadın konusu da mukayese edilmesi amacıyla ele alınarak incelenmiştir.
24:00 Türk Töresinde Kadının Yeri ve Önemi. 01:21:00 Türk Toplum Hayatında Kadın. 01:27:00 Milli Mücadele Döneminde Kadın. 01:36:00 Milli Mücadele Döneminin Kahraman Kadınları. 02:08:00 Türk Toplum Hayatında Kadının Yeri ve Önemi. 02:17:00 Osmanlı'nın Son Döneminde Kadınların Eğitim Hayatı
İslâm, kadını hor görmemiştir ki, onu bu işlerden men ve cemiyetten tecrit etmiş olsun. Kadının bedenen erkekten zayıf olması sebebiyledir ki, "Erkekler, kadınlar üzerinde idareci ve hâkimdirler." (2) âyeti ile aile reisliği erkeğe verilmiştir. Bu durumu kadın için bir eksiklik görmek doğru değildir.
İslam kadınlara karşı iyi davranmayı, şiddetten uzak durmayı, tatlı ve yumuşak dille konuşmayı emretmektedir. Kadınlar konusunda çok hassas olan sevgili peygamberimizin yaptığı şu uyarıları insanlık âleminin dikkatle dinleyip gereğini yerine getirmesi günümüzün gözü yaşlı birçok kadınını rahatlatacaktır:
Fast Money. Giriş Tarihi 1021 Güncelleme Tarihi 1028 Yüce yaratıcı Allah kadını ve erkeği aynı nefisten yaratmış, birbirleriyle ülfet edecekleri bir fıtrata sahip kıldı. Allah, insanlığın ilk atası ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem'i tek başına değil, eşi ile birlikte aynı nefisten yaratarak, dünya hayatını sürekli olarak birlikte paylaşacaklarını irade ettiğini insanlığa hissettirdi. İslamiyet'te kadına her daim önem verilmiş, onların hakları gözetilmişti. Hz. Peygamber bir hadisinde Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muamele ediniz! Onlar hakkında Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim." buyurur. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla akıllara Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in sav kadınlarla ilgili hadisleri geldi. Peki, Peygamber Efendimiz kadınlarla ilgili neler söylemiştir? İslam'da kadının önemi nedir? 8 Mart Dünya Kadınlar Günü önemi nedir? İşte sizler için Peygamberimizin kadınlar ile ilgili hadisleri… ABONE OL "Sizin hayırlınız, kadınlarına hayırlı olan iyi davranandır. Müslim, Birr 149 "Kadınlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler değerli olanlar değer verirler; onlara kötülük edenler ise leîm kötü kişilerdir." İbn Mâce, Edeb 3; Ebû Dâvud, Edeb 6, Rikak 22, İ'tisâm 3; Müslim, Akdiye 11 "Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız." Salih-i Müslim "Sizin en hayırlınız, ehline karşı en iyi davrananızdır. Ben âileme en iyi olanınızım." Kütüb-i Sitte, c. 17, s. 214 "Mü'minlerin iman bakımından en kâmil/olgun olanı; ahlâkı güzel olan ve âilesine nâzik davranandır." Nesâî, Işretu'n-Nisâ, 229; Tirmizî, İman hadis no 2612
Eski Türk toplumlarında aile en önemli sosyal birlik olduğundan, ailenin temelini teşkil eden kadın, Türk destanlarında ve Türk felsefesinde öyle yüce bir mertebeye kurulmuştur ki kadını öylesine yüce bir varlık haline getiren töreye ve kültüre hayran olmamanın imkanı yoktur. Kadın, erkeğin biricik yoldaşı ve çocuklarının anası olmak gibi önemli bir vazifeyle görevlendirilmiştir. Daha da önemlisi Türk Milletinin tek bereket kaynağıdır. Kendisine verilen bir takım haklardan dolayı hanların, hakanların, cengaverlerin önünde saygıyla eğildikleri bir şeref abidesidir. Türk destanlarında kadın ilahi bir varlık konumuna gelmiştir. Öyle ki erişilip dokunulması, koklanması, kısaca beş duyuyla algılanmasının imkanı yoktur. Yaratılış Destanında, Allah’a insanları ve dünyayı yaratması için fikir ve ilham veren “Ak Ana” adında bir kadındır. Oğuz Kağan’ın ilk karısı, karanlığı yararak, gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. Yakutlarda “Ak Oğlan” ağacın içinden çıkan nurlu bir kadın tarafından emzirilmiştir. İlk Türk yazıtlarından olan Bilge Kağan kitabesinde Kağan “Sizler anam hatun, büyük annelerim, hala ve teyzelerim, prenseslerim…” hitabıyla söze başlar. En eski Türk inancına göre, “Han ile Hatun” gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir. Kadına, böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin, horlanmasının imkanı yoktur. Zaten Türk kültüründe ve destanlarında böyle bir durum göze çarpmamaktadır. Türk destanlarında kadın erkeğin daima yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır. Dede Korkut hikayelerinden olan “Deli Dumrul”da, Dumrul canının yerine can bulma çabasına girince bunu kadınından bulmuş, kadın ona hiç çekinmeden canını vereceğini söylemiştir. Yine Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi kılıç kullanan, iyi savaşan kadınlarla evlenmek istemektedir. Nitekim, Dede Korkut’taki Bamsı Beyrek hikayesinde yer alan “Banu Çiçek” bunun en güzel misalidir. Kırgızların Manas Destanında kadın, evin namusunun koruyucusudur. Kazaklarda kadına verilen değer şu atasözüyle ne güzel anlatılmıştır “Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır.” Tüm Türk destanlarında sarsılmaz bir saygı, sevgi ve sadakat vardır. Gerdeğe girdiği gün murad alıp vermeden yalnız kalan kadın kocası ölünceye kadar onu bekleyeceğine ve üzerine bir erkek sinek bile kondurmayacağına ant içerdi. Kadınların savaşta düşmanın eline geçmesi büyük bir zillet sayılırdı. Oğuz Kağan Destanında ırza tecavüz edenlerin öldürüldüğü veya gözlerine mil çekildiği ifade edilmektedir. İranlı bir tarihçi olan Gerdizi de “Malumdur ki Türk kadınları çok iffetlidirler.” derken Türk kadınının ahlaki temizliğini övmektedir. Bu övgü boşuna değildir. Nitekim kadın adları arasında temiz, faziletli manasına gelen “Hun, Sabir, Arig, Arık, Uygur Silink, Kazan Silu” gibi adların bulunması sebepsiz değildir. Aynı şekilde İbni Batuta Şehnamesi’nde Kırım’daki hatıralarını anlatırken söyle demektedir. “Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türklerin kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür.” İslamiyet öncesi Türk toplumlarında kadınsız bir iş görülmezdi. Kadın erkeğin tamamlayıcısıydı. O sürekli erkeğin yanındaydı. Hakanın buyrukları yalnız “Hakan buyuruyor ki” ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi. Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete Han’ın hatunu imzalamıştır. Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakimede, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmakta ve bu kızların isimlerini şöyle sıralamaktadır “Boyu Uzun Burla, Barçın, Salur, Şabatı Hatun, Künin Körkli, Kerçe Buladı, Kuğatlı Hanım.” Türk kadını, diğer toplumlarda olduğu gibi baskı altında tutulmuyor, aşağılanmıyordu. Kadının yüceliği Altay Dağlarının en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilerek, sanki çağlar sonrasına bir mesaj gibidir. İslam öncesi Türk topluluklarında kadına böyle bir bakış açısı var iken, Türk toplumu dışında kalan milletlerde kadının durumu acınacak bir haldedir. Cahiliye devri Araplarında, kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdır. Arap erkeği adet zamanında kadınla bir arada oturmaz, onunla yiyip içmezdi. Aynı dönemde yine burada kadının miras hakkı yoktu. Oysa Türk kadını miras hakkına sahiptir. Mesela; Yakutlarda kadının kendine ait mülkü mevcuttur. Buna “and” veya “nemse” adı verilir. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardır. Ölen bir kocanın karısı var ise; bunun mirastan iki hali Kocanın oğlu veya kızı, oğlunun oğlu veya kızı ile beraber bulunuyorsa sekizde bir,2. Bunlardan hiç biri kadının yanında değilse dörtte bir miras alırdı. Aynı dönemlerde kadınların diğer toplumlardaki durumunu incelemeye devam edelim. İngiltere’de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hiristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere’de kadın “murdar” bir varlık sayıldığı için İncil’e el süremiyordu. Kadınlar İncil’i okuma hakkına Hanry devrinde 1509-1547 sahip olmuşlardır. İngiliz piskoposu Dour’un 1888 yılında Westminster Kilise’sinde vaaz verirken söyledikleri tüyler ürperticidir..”Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Kadının sözü kızlarına geçmezdi. Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi.” Çin’de ise, boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu. Kadının böyle bir hakkı yoktu. Oysa Türk kadını tüm bu haklara sahipti. “Koca karısını, kadında kocasını boşayabilirdi. Koca karısının getirdiği çeyizinin bedelini verirken, kadın para vermek veya mihrinden vazgeçmek suretiyle kocasından boşanabilirdi.” Budizm’in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir. Eski Türk kadını, Roma kadınından da fazla haklara sahipti. Roma hukukunda kadın, kendi malına hüküm edemezdi, vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Romalı kadın Jüstinyen devrine kadar tam bir esir hayatı yaşamıştır. Roma’da dul kadının evlenmesi suç sayılıyordu. Yine Çin’de yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı. İran’da kendilerine eş olan kızlar günahkar sayılmışlardır. İran’da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri acı bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak şerefsizlik sayılmıştır. İşte bu dönemlerde, Türk kızları ve kadınları, toplumun şerefli bir ferdi olarak itibar görmüşlerdir. Türk kadınının böyle ihtişam içinde ve saygı görerek yaşaması Türk karakter ve kültürünün yüksek değerini ifade eder Maddeler halinde özetlersek, 1. Türklerin en eski destanlarından biri olan Yaratılış Destanının da Yaradana ilham veren ’Ak Ana ’ adında ki kadındır. 2. Oğuz Kağan Atamızın kutlu eşlerinden biri mavi bir ışıktan,diğeri kutsal bir ağaçtan doğmuş olağanüstü kadınlardır. 3. Bilge Kağan kitabesinde Kağan ’ Sizler Anam Katun, Büyük Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prenseslerim..’’ sözleri ile hitabına başlar. 4. Eski Türk inancına göre ’Han ile Katun’’ gök ve yerin evlatlarıdır. Kadının yeri yedinci kat göktür. 5. Eski Türk destanlarında kadın erkeğinin her daim yanındadır. Kadın erkeğinin güç ve ilham kaynağı kabul edilirdi. 6. Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi savaşan, iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek istemektedirler. Örnek olarak Korkut Atanın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek Katun’u verebiliriz. 7. Eski bir Türk atasözü; ’Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik iyi bir kadın.’’ 8. Savaşta kadınların düşman eline geçmesi büyük bir utanç sayılırdı. 9. Oğuz Kağan destanından öğrendiğimize göre ırza tecavüzün cezası ölüm veya gözlere mil çekilmesiydi. Arap gezgini Ahmed bin Fadlan,Türklerin tecavüz suçlusunun bacaklarından çapraz bağlanmış iki ağaca bağladığını ve ipin kesilmesi sureti ile bacakların ayrıldığını hatıralarında belirtir. 10. Yine Arap gezgini olan İbn’i Batuta şöyle der ’ “Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türklerin kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür.” 11. Kağanın buyrukları yalnız “Kağan buyuruyor ki” ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi. 12. Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han’ın Katunu imzalamıştır. 13. Ebul Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime’de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmaktadır. 14. Kadının yüceliği Altay Dağlarının en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilerek yaşatılmıştır. 15. Eski Türklerde kadın miras hakkına sahipti. Kadının kendine ait mülkü mevcuttu. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardı. 16. Eski Türklerde koca karısını boşayabildiği gibi, kadında kocasını boşayabilirdi. Şimdide diğer toplumların kadına bakışına bir göz atalım. 1. İngiltere’de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hiristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere’de kadın “murdar” bir varlık sayıldığı için İncil’e el süremiyordu. Kadınlar İncil’i okuma hakkına Hanry devrinde 1509-1547 sahip olmuşlardır. 2. İngiliz piskoposu Dour’un 1888 yılında Westminster Kilise’sinde vaaz verirken söyledikleri ; “Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi.” 3. Çin’de, boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu. 4. Budizm’in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir. 5. Roma hukukunda kadın, kendi malına hüküm edemezdi, vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Roma’da dul kadının evlenmesi suç sayılıyordu. 6. Çin’de yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı. 7. İran’da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. Özellikle Mazdeizm’in popüler olduğu dönemde. 8. Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak onursuzluk sayılmıştır.
Buraya tıklayarak bu asırda şeriat olurmu ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz Önsöz ve açıklama Değerli kardeşlerimiz “İslam’da kadın hakları ve Şeriat” adı altında yürüttüğümüz projemizin ilk aşaması olan bu yazımızda çoğu insanın bilmediği yada yanlış bildiği noktalara değinmeye çalıştık. Maalesef günümüzde bir çok ateist Şeriatı gericilik yobazlık olarak görüyor, İslam’ın kadına değer vermediğini küçümsediğini bir cinsel obje olarak gödüğünü hiç bir hakkının olmadığını kadını dışlanmış olarak görüyor ve yalan yanlış bir çok iftiralar atıyor. İslam’da kadın çok önemli bir yer arz ediyor. Yazının ileriki kısımlarında da göreceğiniz üzere Şeriat nedir? İslam’da kadın hakları Şeriatta kanunlar ve cezalar gibi bir çok meseleyi ele almaya çalıştık. Bu yazımızda bahsettiğimiz konular; Şeriat hakkında bilgi Şeriattaki cezalar ve uygulanış biçimi Kadının islamdaki yeri İslam’ın kadına tanıdığı haklar – Şeriat nedir, ne değildir? Şeriat “Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” gibi manalara geliyor. Kısaca Allah’ın bizim için tayin ettiği yol ve nizamdır. Annenin yavrusuna olan merhametini yaratan Allah, âciz varlıklara bile nimetler veriyor. Bir sineğe kartalın kanadı kadar büyük kanat vermeyen Allah, hiç kimseye gücünün yetmediği yükü yüklemiyor. Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, kullarının hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutlu, huzurlu bir şekilde yaşamaları için şeriat hükümlerini göndermiştir. Şeriatın en önemli esasları imanın şartlarıdır. İmandan sonra en büyük hakikat ise namazdır. Şeriat hükümleri Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır. Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür. Allah’a, meleklere, kutsal kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere iman etmek şeriatın en önemli kurallarıdır. İman esaslarından sonra ameller gelir. İmandan sonra en önemli hakikat namazdır. Demek ki; iman esaslarından sonra şeriatın en önemli kuralı beş vakit namaz kılmaktır. Namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler, kul hakkı yememek, adam öldürmemek, zina yapmamak, faiz yememek, anne ve babaya itaat etmek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak şeriat kanunlarındandır. Mesela bir Müslüman, anne veya babasını sevindirmek maksadı ile onlara helal bir hediye alsa şeriata uygun bir şekilde hareket etmiş olur. Hastaları ziyaret etmek, fakirlere, yetimlere yardım etmek, hayvanlara eziyet etmemek şeriata uygun olan amellerdendir. Şeriatın sadece yüzde biri siyaset ile ilgilidir. “Şeriatta, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler.” Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28 Risale-i Nur Dört Halife devrinde uygulanan İslam şeriatı ile İran’da Şiilerin, Suud’da Vahhabilerin, Afganistan’da Taliban’ın uygulamalarında bazı farklılıklar vardır. Mesela günümüzde demokrasi ile yönetilen ülkelerde de bazı farklı uygulamalar mevcuttur. Şeriatın yanlış algılanması nedeniyle ortaya çıkan uygulamalar şeriata zarar veremez. Şeriatın en doğru bir şekilde uygulanması Peygamber Efendimiz Sav ve Dört Halife döneminde görülmüştür. Günümüzde şeriatın bazı hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde ortaya çıkan uygulamaların olması şeriatın hiçbir yerde tam olarak uygulanamayacağı anlamına gelmez. Bu konu ile ilgili gerek televizyon, gazete ve dergi gerek sosyal medyada olsun yüzlerce yalan haber ve iftira mevcuttur insanlar kendi fikirlerine göre birşeyleri değiştirip bunu da hem İslam’a hem de Allah’a istinat ediyorlar bu yalan haberlerin birkaçını sizlerle paylaşmak isterim; 1. “Suudi Arabistan’da ekmeğini getiren 2 erkekle konuşan 75 yaşındaki dul bir kadına, 40 kırbaç ve 4 ay hapis cezası verildiği belirtildi.” İslam’da böyle bir ceza yoktur. Suudi Arabistan’da da böyle bir ceza verilmemiştir. 2. “Arabistan’da bir kızı işaret parmağı ile gösteren adamın, işaret parmağı kesildi.” Hiçbir mezhepte böyle bir ceza yoktur. Bu haber de yalandır. 3. “Kuzeybatı İran’da Güney Azerbaycan Azer Türk’ü olan genç kadın, TIMES dergisinde, baş örtüsünün altından saçı göründü diye, 99 kırbaç cezası aldı.” İslam hukukunda böyle bir ceza yoktur. Şeriatın iki temel kaynağının Kur’an ve sünnet olduğunu bilip de şeriatı inkar eden, şeriatı beğenmeyen kafir olur. Ancak şeriat hükümlerinin hepsini kabul edip bu hükümler ile amel etmeyen kişi günahkar olur, kafir olmaz. Kur’an’ın hükümlerini ve Sav inkar eden, beğenmeyen, onlara hakaret eden kişinin Müslüman olması mümkün değildir. Ancak insan Kur’an’ın hükümlerinin tamamını kabul eder, onların hepsini beğenip Sav de tam olarak tasdik eder ise o insan şeriat hükümleri ile amel etmese bile kafir olmaz. Şeriatta had cezaları çok sık uygulanmamıştır çünkü had cezalarının uygulanabilmesi için belli şartlar gereklidir. Şeriat cezalarının amacı huzurlu bir toplumun oluşmasıdır. Şeriat cezalarını uygulamayan ülkelerde mevcut olan suç rakamları ve suç oranlarına baktığımızda kolayca görürüz ki; bu ülkelerde suçlara verilen cezalar pek caydırıcı olmamaktadır. Adam Öldürme ve Yaralamanın Cezası Kısas Cezası Adam öldürme ve yaralama durumlarında kısas cezası uygulanır. Bu ceza Kur’an ayeti ile sabittir. Bu cezanın uygulanması için gerekli şartlar vardır. Kısas hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki butona tıklayın. Kısas hakkındaki yazımız Had Cezaları 5 tanedir Had cezaları İslam devletinde, hâkimin kararları ile uygulanır. Geçmişte had cezaları nadir olarak uygulanmıştır çünkü had cezalarının uygulanması için gerekli şartlar ve gerekli ortamın oluşması zorunludur. Had cezalarının uygulanması için suçlunun suçlu olduğu konusunda şüphe olmaması gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir “Şüphelerden dolayı hadleri kaldırınız uygulamayınız.” Ebû Dâvud, Salât,14; Tirmizî, Hudûd, 2 Had cezaları şunlardır 1. Hırsızlığın Cezası Hırsızın Elinin Kesilmesi Cezası Hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesi Kur’an ayeti ile sabittir. Ancak bu suçu işleyen kişinin el kesme cezası ile cezalandırılması için belli şartlar mevcuttur. Hırsızlığın Cezası Hırsızın Elinin Kesilmesi Cezası hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki butona tıklayın. Hırsızlık ve cezası ile ilgili yazımız 2. Zinanın Cezası Bekarlar İçin Yüz Sopa, Evliler İçin Recm Cezası Zina eden bekar erkek ve bekar kadına yüz sopa cezası uygulanır. Zina eden evli erkek ve evli kadına ise recm cezası uygulanır. Zina cezası hakkında ki detaylı yazımız için aşağıdaki butona tıklayın. Zina cezası ile ilgili yazımız 3. İçki İçmenin Cezası İçki içmenin cezası Hazreti Peygamber’in Sav sünneti ile sabittir. Hz. Peygamber Sav ve Hz. Ebû Bekir ra, içki içene 40 sopa vurdular. Bu cezanın uygulanabilmesi için içki içen kişinin Müslüman, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve konuşabilen bir kişi olması lazımdır. Şarhoş iken yakalanan ve içki içtiği şahitler ile tesbit edilen kişiye sopa cezası uygulanır. 4. Namuslu İnsana Zina İftirasının Cezası Müslüman, hür, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve iffetli olan kadınlara zina iftirasında bulunan kişilere uygulanacak ceza Kur’an-ı Kerim’in Nur suresinde açıklanmıştır. “Namuslu kadınlara zina suçu atıp da sonra bu suçlamalarını ispat için dört şahid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” Nûr, 24/4. Namuslu olan erkeğe zina iftirası yapılmasının cezası da seksen değnektir. 5. Yol Kesmenin Cezası Yoldan geçen insanların önünü kesen, kuvvet kullanarak geçişi engelleyen ve yolcuların mallarını çalan eşkiyalara ceza uygulanır. Bu konuda Kur’an ayeti meali şöyledir “Allah ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları, yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu dünyada onlar için bir zillettir. Âhirette ise, onlar için büyük bir azap vardır. Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tövbe edenler olursa, bilin ki, Allah, “Gafûr’dur, Rahîmdir” çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” Mâide, 5/33, 34. Soygun yapıp adam öldüren katil öldürülür ve ibret olması için asılır. Soygun yapmayan ancak adam öldüren katil öldürülür ancak asılmaz. Adam öldürmeyen ancak soygun yapan hırsızın çapraz bir şekilde eli ve ayağı kesilir. Adam öldürmeyen, soygun yapmayan ancak insanları korkutan kişilere “sürgün cezası” uygulanır. Had cezalarının uygulanması konusunda gevşeklik gösterilmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir “Allah’ın yasaklarına uyan kimseyle o yasakları hududu ihlâl eden kimse, bir gemiye binip, kur’a çekerek bir kısmı alt kata bir kısmı üst kata yerleşen topluluk gibidir. Aşağı katta olanlar su almak istedikleri zaman yukarı katta olanlara gidip “Sizi zarara sokmadan biz kendi katımızda bir delik açsak!..” derler. Eğer yukarıdakiler onları serbest bırakırsa hepsi helâk olur, mani olursa hepsi kurtulur.” et-Terğib ve’t-Terhib, 4/25, 27. Ta’zir Cezaları Kur’an ve sünnette tayin edilmemiş, hâkimin takdirine bırakılmış olan hapis, teşhir, sürgün gibi cezalardır. İslamiyetin kadına verdiği haklar nelerdir? Nafaka Barınma, Yiyecek, Giyecek, Tedavi Masraflarının Karşılanması Hakkı; İnsanlar yaşayacakları eve, yiyecek ve giyeceklere, hastalandıkları zaman tedavi edilmeye ihtiyaç duyarlar. Bir kadın evlendiği zaman onun ev, yiyecek, giyecek, tedavi masraflarını karşılamakla mükellef olan kocasıdır. Koca, evlendikten sonra karısının nafakasını karşılamaz ise ve kadın kocasından bu sebeple boşanmak isterse kadının boşanma isteği olumlu bir şekilde sonuçlanır. İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sav Veda Hutbesinde şöyle buyurmuştur Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır. Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.” Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3 “…Onların annelerin yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir…” Bakara Suresi 233. Ayeti Meali Kadınların biri yazlık, diğeri de kışlık olarak yılda en az iki kat elbise edinme hakkı vardır. Kadınların giyecek hakları içerisinde yorgan, çarşaf, yastık, döşek de mevcuttur. Kocalar bu malların masraflarını karşılamak konusunda sorumludur. Kadınların kötü komşulu olmayan, ırzlarının, canlarının, mallarının güvende olacağı, eşinden ve çocuklarından başkasının misafir olarak gelebileceği, sosyal durumlarına uygun eşyaları bulunan, karı koca hayatı yaşamaya elverişli bir meskende oturma hakları vardır. Kadınlar ayrıca bakıma muhtaç olurlar ise veya onların sosyal seviye bakımından benzeri olan kadınların hizmetçileri bulunur ise o kadınların da hizmetçi tutma hakları vardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir Hz. Âişe şöyle dediği rivayet edilmiştir. Ebû Süfyanın karısı Hind b. Utbe Rasûlüllah’ın huzuruna girdi ve “Ey Allah’ın elçisi, gerçekten Ebû Süfyan çok cimri bir adamdır. Bana kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın bir şey alırsam, bana günah var mıdır?” dedi. Rasûlüllah Sav; “Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma’ruf şekilde al.” Buyurdu. Buhârî, Büyû’, 95; Nesâî, Kudât, 31; İbn Mâce, Ticârât, 65 Bu hadis-i şerif gösterir ki; erkek, karısı ve çocuklarının nafakasını vermek zorundadır. Kız çocuklarının geçimi onlar evleninceye kadar babaya aittir. Kadın ihtiyaç duyar ise kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşabilirler. Eğer kadın bu miktarın yetmediğini anlar ise kocasından bu miktarın arttırılmasını ister. Eğer koca bu isteği kabul etmez ise kadın mahkemeye başvurabilir. Ayrıca evlilik, dönülebilir veya kesin boşama ile sona erdiğinde kadın iddet süresi boyunca nafaka hakkına sahiptir. İddet süresi boyunca kadının boşandığı erkek eski karısının geçimini sağlamak zorundadır. Mehir Hakkı Mehir, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken mal veya menfaattir. Kadın gönül rızası ile bu hakkından vazgeçmedikçe erkeğin nikahlı karısına mehir vermesi gerekir. Aksi takdirde erkek hem günahkar olur hem de kul hakkı yemiş olur. Kadın mehir olarak aldığı malı meşru dairede istediği gibi harcayabilir. Kadın o mal ile ticaret yapabilir, o mal ile şirket kurabilir, o malı hayır işlerinde kullanabilir. “Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah’ın bir atiyyesi olarak verin.” Nisa Suresi 4. Ayeti Meali Eğitim Hakkı Kadınlar da eğitim alma hakkına sahiptirler. Kadınlar gelecek nesillerin anneleridir. Gelecek nesiller ilk önemli eğitimini annelerden alırlar. Annelerin cahil olması sadece çocukların değil, ülkenin ve Dünya’nın geleceğini de tehdit eder. Bu sebeple Peygamber Efendimiz Sav kadınların eğitimine önem vermiştir. Kur’an ve Sünnet’te hem kadınlar, hem de erkekler için ilim öğrenmek teşvik edilmiştir. Hatta en çok hadis rivayet eden, İslamiyet’i bize en çok öğreten sahabilerden biri Hazreti Ayşe’dir. Onun gibi müçtehit kadın sahabeler de var idi. Çalışma, Ticaret Yapma, Şirket Kurma Hakkı Kadın, ev içinde veya ev dışında çalışma hakkına sahiptir. Kadın, ev ihtiyaçlarını karşılama konusunda kocasına yardım edebilir. Kadın, ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip olduğu hak ve yetkilere sahiptir. “Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri haset ederek arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” Nisâ Suresi 32. Ayeti Meali Üstte verilen ayette de görülüyor ki; kadınların çalışması yasaklanmamıştır. Bir başka ayet meali de şöyledir “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” Nisâ Suresi 29. Ayeti Meali Bu ayette de kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir “Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.” Buhârî, Büyû’ 5 Görülüyor ki; bu hadis-i şerifte kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak erkek de kadın da çalışırken harama girmemelidir. Kadın çalışırken tesettürüne dikkat etmelidir. Kadının ciddiyeti hafife alınmamalıdır. İş yerinde başka insanlar da bulunmalı ve kadın erkek baş başa kalmamalıdır. Kadın ve erkeğin baş başa kalması zinaya yaklaşmadır, kötü hislerin uyanmasına vesiledir. Kanun Önünde Eşitçe Muamele Görme Hakkı İslam’da Müslüman ile gayrimüslim mahkeme önünde eşit olarak yargılanır. Halife Hazreti Ali bir Yahudi ile mahkemeye çıkmıştır. Müslüman bir erkek ile Müslüman bir kadın elbette eşit olarak yargılanır. Miras Hakkı Kadın, tek erkek kardeşi ile mirasçı olduğunda erkek kardeşinin yarı hissesini alır. Bu durumun adaletsizlikle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta bu durumun aksi olduğu zaman adaletsizlik olur. Şeriattaki Miras Taksiminin Hikmetleri Birincisi Evi geçindirmekle yükümlü olan erkektir. Kadının, kendisinden başkalarını geçindirme zorunluluğu yoktur. Erkeğin bu sebeple mirastan daha fazla pay alması doğaldır. Kadın, kendi mal varlığında, meşru dairede istediği gibi tasarruf edebilme hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile ailenin harcamalarına katılmak zorunda değildir. Erkek ise karısını ve çocuklarını da geçindirmek zorundadır. Eğer erkeğe ve kadına eşit miktarda pay verilirse o zaman dengesizlik, adaletsizlik söz konusu olur. İkincisi Bekar olan kız kardeş babasından aldığı miras ile geçinemiyor ise erkek kardeşi ona bakmak mecburiyetindedir. Üçüncüsü Erkek kardeşinden daha az miktarda mirastan pay alan kadın evlendiğinde kocasından mehir alır. Bunun yanında kocasının aldığı miras payı da vardır. Kadın hem kendi ailesinden hem de kocasının ailesinden gelen miras payından yararlanabilir. Dördüncüsü Konunun psikolojik boyutu da vardır. Şeriata göre olan miras taksimi ile kardeşler arasındaki haset tehlikesi giderilir. “Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz.” Sözler Risale-i Nur Beşincisi Baba, malının yarısının kızına gitmesi ve kızının da evlenmesi ile malının yarısının yabancı birine gitmesi düşüncesi sebebiyle kızına hiddet edebilirdi. Kur’an’ın getirdiği miras taksimi ise babanın kızına olan merhamet hissinin zayıflamasına da izin vermez. Daha bunlar gibi pek çok hikmetler sayılabilir. Görülüyor ki; Kur’an’ın getirdiği miras taksimi adalettir. Boşanma Hakkı Kadının boşanma hakkı vardır. Kadın şu şekillerde boşanma hakkını kullanabilir Birincisi Koca, karısına boşama yetkisi verebilir. Buna “tefviz-i talâk” denir. İkincisi Evlilik sözleşmesi yapılırken kadın boşama hakkının kendisine de tanınmasını şart koşabilir. Üçüncüsü Kocanın cinsel iktidarsızlığı, akıl hastalığı, bulaşıcı hastalığı gibi durumlarda kadın, hâkime başvurabilir ve hâkim de karı kocayı ayırır. Dördüncüsü Kadın kocasına boşanma teklifi yapabilir. Kocası da rıza gösterirse boşanabilirler. Beşincisi Kadının mehir hakkı, iddet nafakası, meskeninin erkek tarafından karşılanması gibi hakları vardır. Eğer kadın bu haklarından vazgeçerse geçimsizlik gibi sebeplerle ayrılma isteğinde bulunabilir. Tarihte boşanmalar çoğunlukla bu şekilde olmuştur. Doğrudan boşanma hakkı ise erkeğe verilmiştir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da pek çok hikmet mevcuttur. Kadınlara doğrudan boşama hakkı verilmemesinin bazı hikmetleri Birincisi Eğer kadına da doğrudan boşama hakkı verilse idi boşanma meselesi daha çok gündeme gelebilirdi. Bu durum ise ailedeki huzurun bozulmasına yol açabilirdi ve eşler arasındaki sevginin azalmasına sebep olabilirdi. Amerika, Avrupa ve Türkiyedeki boşanma sayılarının ve boşanma oranlarının yüksekliğini görüp de İslamiyet’in boşanma hakkındaki hükümlerini eleştirenlere Amerika, Avrupa ve Türkiye’deki boşanma istatistikleri tokat gibi bir cevaptır. İkincisi Kadın, erkekten daha duygusal, daha hassastır. Annenin yavrusuna olan şefkat hissi çok keskindir. Kadın çoğunlukla erkekten daha uzun süreli aşk acısı çeker. Bu duygusallık meşru dairedeki ölçüsünü aştığında kötü davranışlar meydana gelir. Mesela bir anne, çocuğuna olan aşırı şefkatten dolayı namazı terk etse kendisine verilen bu şefkat hissini yanlış bir şekilde kullanmış olur. İşte kadının fıtratındaki duygusallık sebebiyle eğer kadına doğrudan boşanma hakkı verilse kadın boşanma meselesini sık sık gündeme getirebilir. Bu durum ise ailedeki huzuru bozar. Üçüncüsü Evin geçiminden sorumlu olan erkektir. Erkek, eşine ve çocuklarına bakmak zorundadır. Bir ülkede de devlet başkanı halkının idaresinden sorumludur. Devlet başkanının bulunduğu konum gereği ülke işleri konusunda karar verme yetkisi vardır. Cami imamının da namazda önce davranma yetkisi vardır. Cemaat imamdan önce hareket edemez. İşte aile geçiminde de erkeğe belli ayrıcalıklar verilmiştir. Doğrudan boşama hakkı da bu ayrıcalıklardan biridir. Ancak bu ayrıcalık her erkeğin manevi mertebe bakımından her kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Erkeğe belirli ayrıcalıklar verildiği gibi kadınlara verilmeyen belirli mesuliyetler, yükler de verilmiştir. Evleneceği Eşi Seçme ve Nikah Akdini Bizzat Yapma Hakkı Hanefi mezhebine göre büluğ çağına gelmiş kız veya erkek, velisinin rızası olmasa bile evlenme ve nikah akdini bizzat yapma hakkına sahiptir. Ancak Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinin görüşüne göre velinin izni alınması gerekir. Yoksa nikah geçersiz olur. Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebû Hanîfe’ye göre bulûğ çağına ulaşmış olan bir kızı hiçbir kimse zorla evlendiremez. Peygamberimiz Sav “Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez.” buyurmuş, “Onun rızası nasıl anlaşılır?” sorusuna da “sükûtu ile” cevabını vermiştir. Buhârî, Nikâh, 40 Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Sav zamanında Hidame’nin kızı Hansa “Babam itibarını arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise istemiyorum.” diyerek babasını şikayet eder. Peygamber Efendimiz de kızın babasını çağırtır ve evlenme yetkisini kıza verir. Bundan sonra ise Hz. Hansâ, Resulullaha şöyle der “Yâ Resulallah! Ben babamın yaptığı bu nikâhı kabul ediyorum, ancak babaların, kızlarına evlilikte böyle yetkisinin olmadığını bildirmek istedim.” Neseî, Nikâh 36 Kocasından İyi Davranış Görme Hakkı İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz Sav şöyle buyurdu “Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır.” Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68 Koca, karısını aşağılayamaz, ona hakaret edemez. Koca, karısına darılıp onu evinde yalnız bırakamaz. Koca karısıyla şakalaşmalı, onunla eğlenmeli ve onu eğlendirmelidir. Kadın haksız yere kocasına isyan etmedikçe kocası karısını sudan bahaneler uydurarak dövemez. Kocasını veya Başkasını Şikayet Etme Hakkı Kocaları veya başkaları tarafından haksızlığa uğratılan kadınlar bu haksızlıkları ilgili kişilere şikayet edebilirler. Bu konuda Kur’an ayeti vardır. “Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı zaten işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Mücâdele Suresi 1. Ayeti Meali Mesela koca, eve bakmaktan vazgeçer veya parası olduğu halde cimri davranarak harcama yapmaz ise kadın, kocasını şikayet edebilir. Kocası Tarafından Ani Baskınlarla Rahatsız Edilmeme Hakkı Bir koca, kıskançlığın meşru dairedeki ölçüsünü aşar ve gereksiz şüpheler sonucunda eve aniden girip karısını rahatsız ederse karısına haksızlık etmiş olur. Ayrıca şu nokta da vardır Eşinden uzun zaman ayrı kalan bir koca, karısına haber vermeden gece ansızın eve giremez. Peygamber Efendimiz Sav eşinden uzun zaman ayrı kalan kocanın eşine haber vermeden ansızın gece vakti eve girmesini yasaklamıştır çünkü kadının kocasına karşı süslenme, koltuk altı ve etek traşı olma için zamanı olmalıdır. Ayrıca kocanın gece ansızın eve girmesi karısının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebilir. Peygamber Efendimiz Sav şöyle buyurmuştur “Uzaklardan geceleyin geldiğinde hanımının yanına girme ki, bıçak kullanıp tıraş olsun, dağınıksa tarasın gelişine hazırlansın.” Buhârî, nikâh 121,122; Müslim, radâ’ 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298. Hizmetçi Tutma Hakkı Eğer kadın bakıma muhtaç ise veya kadının sosyal seviyesi benzer olan kadınların hizmetçisi bulunur ise o durumlarda kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Örfe göre kadınların yapması gereken, yapmaz ise ayıplanan ev işleri vardır. Kadın, yapmasa ayıplanmayacak ev işlerini yapmak zorunda değildir. Haftada Bir Kez Anne Babasını Ziyaret Etme Hakkı Kadın, aynı şehirde bulunan anne ve babasını, anne ve babası kafir olsa bile, haftada bir kez ziyaret etme hakkına sahiptir. Koca, karısının bu hakkını elinden alamaz. Alt tarafta Kadınlar ile ilgili daha önce yazdığımız yazılarmız mevcut istediğinizi seçebilirsiniz.
İslami Yazar Forum Okuru 1 İslam’ın kadına verdiği önem ! islam dini kadınlara gereken önemi verebilmiş mi? Yüzyıllar boyunca bir köleden farksız, her hangi bir eşyadan ayırt edilmeden kabul edilen kadını gerçek kişiliğine, kâinatın efendisi olan Hz. Muhammed’in Allah tarafından getirip bizlere tebliğ etmiş olduğu islam dini kavuşturmuş, kadına değer ve toplum içerisinde itibar kazandırmıştır Kadının aile hayatındaki yeri ve önemi nedir? İslamiyet kadının alınıp satılan her hangi bir mal olmadığını , her şeyden önce Onun da bir insan olduğunu, toplumun en küçük bölümü ve çekirdeği olan ailenin kurulmasında erkeğin bölünmez bir parçası olduğunu ve kadın olmadan erkeklerin hiçbir şey yapamayacağını açık bir şekilde beyan etmiştir. Aile binasının kurulmasında emsalsiz bir değeri ve yeri buluna kadına gerçek değerini veren ve onu düştüğü yerden kaldırıp, toplumda kendisine layık olduğu yere getiren islam dini,kendisine verilen bu mevki ve güzelliği muhafaza edebilmesi ve eskiden düştüğü kötü durumlara bir daha sürüklenmemesi için, her zaman şerefiyle yaşayan, herkesin kendisine saygı gösterilmesi ve her ortamda kendisine yaraşır bir şekilde dimdik kalabilmesi için önemli yükümlülükler yüklenen bu ulvi görevi yerine getirmediği, kadınlık varlığını kötüye kullanıp şerefini korumadığı zaman, ruh yapısı zedelenip manen çökeceğini, itibar ve kıymetini yetirip eski sefalet girdabına düşerek değer ve güzelliğini kaybedeceğini ikaz ve ihtar etmiştir. İslamiyetin kadınlar üzerindeki etkisi nelerdir? Kadınlar İslamın yüce prensiplerine tabi olarak sadık kalıp sıkıca sarıldıklarında şeref ve itibarları hep zirve yapmıştır. İslamın kudsi prensiplerinden uzak kalıp onları hafife aldığında ise bu değer ve itibarını kaybetmiş ve bir ticaret metaı gibi görülmüştür .Erkek olsun kız olsun evladı veren Cenab-ı hak’tır. Bzi kulların bunda hi. Bir rolü yoktur. Allah’ın yarattığı hiçbir şey ayıp vesilesi ve çirkin olamaz. Mülk ve tasarruf ancak sahibi sadece Hz. Allah’tır. Yaptığında ne hikmetler vardır ve asla sual olunmaz. Dilediğini yapar ve hiç kimsenin O’nun yarattığını beğenmemeye ne hakkı ne kuvveti nede gücü vardır. İslamın Kadına verdiği bir serbestliktir ki, bir kadın cami içerisinde Hz. Ömer’in kadınlara verilen mehir hakkındaki sözüne rahat bir şekilde itiraz edebiliyordu. İslamiyetten önceki devirlerde, toplum yaşantısının esasını tüm sistemin temelleri kökünden sarsılmış bir vaziyetteydi. Bütün azamet ve haşmetiyle gelen islam dini, sarsılan bu temelleri tamir edip çöken binaları yeniden güçlendirerek inşa etmiştir. İslamın gelmesiyle, küçük ve aşşağı görülen kadın, yücelik ve onur kazanarak esas yerine oturtulmuştur. Moderatör tarafında düzenlendi 29 Aralık 2016 İslami Yazar Forum Okuru 2 Yukarıda bir kadının cami içerisinde Hz. Ömer'e, konuşması sırasında; evlenirlerken alacakları kadınlara fazla mehir vermemelerini söylemiştik, Bu konu şöyle rivayet edilmektedir. Oradaki hutbeyi dinleyen kadınlardan birisi kalkıyor ve, Nisa süresi ayet 20 yi okuyarak Allah bize kadınlara yüklerle mehir verilmesini açıkça söylediği halde, Ömer bunu bizden esirgiyor diyerek hz. Ömeri tenkit etmiştir. Hz. Ömer ise Ömer burda hata etti, kadın ise doğru söyledi diyerek o kadının sözlerini kabul etmiştir. islam halifesi olan Hz Ömer gibi bir zata Herhangi bir kadının Allah'ın ayetini delil göstererek itirazı elbetteki İslamın kadınlara verdiği önem ve güzelliği apaçık bir şekilde bizlere göstermiştir. Moderatör tarafında düzenlendi 21 Ocak 2017
İslamiyette Kadının Yeri Kadınlar en başta bir anne ve eş olarak toplum içerisinde son derece önemli bir yere sahiptir. Toplumların kalkınıp gelişmesi açısından iyi yetiştirilmiş bireylerin toplum içerisindeki varlığı oldukça önemlidir ve bebeklik döneminden itibaren alınan eğitim, terbiye, ahlaki değerlerin ve bireylerin karakterlerinin oluşum sürecinde annenin çocuğa olan yaklaşımı kilit noktadır diyebiliriz. Bireylerin yetiştirilmensin yanı sıra toplum refahının sağlanması açısından da kadınlara oldukça büyük bir rol düşmektedir. Bir evi yuva haline getiren kadınların, kısacası toplumların mimarı olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Kadının tarih perdesindeki rolü incelendiğinde, İslam dini ile hak ettiği değeri aldığını rahatlıkla görebiliriz. İslam dininden önce kadınlar birer köle olarak alınıp satılıyor, yeni doğan kız bebekleri diri diri toprağa gömülüyor ve akla hayale gelmeyecek zulümlere maruz kalıyorlardı. Kadınlar, İslamiyet öncesindeki dönemde birer çocuk yapma makinesi, içine şeytan kaçmış olan günahkar varlıklar, bir isim sahibi olmayı bile hak etmeyen kölelerdi. Hatta İslamiyet öncesindeki Arap toplumu incelendiğinde kız çocuk sahibi olanların bu durumdan büyük bir suç işlemişçesine utandıkları görülmektedir. Hatta ve hatta kadınların ruhunun olup olmadığı tartışması bile demokrasi ve özgürlük açısından reformların yaşandığı dönemlerde hız kesmeden devam etmiştir. İslam dini ise kadının toplumda hak ettiği haklara sahip olmasını ve el üstünde tutulmasını sağlamıştır. İslamiyette kadının yeri bir anne ve bir eş olarak özenle belirlenmiş, erkeklere her zaman kadınlara narin bir şekilde davranmaları kadının yeri tıpkı erkeklerin kadınlar üzerine bazı haklara sahip olması ile birlikte kadınların da erkekler üzerinde bazı haklara sahip olduğunun belirtilmesi ile hiç olmadığı kadar özel olmuştur. Özellikle Kur’an içerisinde yer alan ayetlerde, kadının bir anne ve eş olarak son derece değerli bir konumda olduğu ve kadınların da en az erkekler kadar değerli ve özel olduğu özenle vurgulanmıştır. Ancak ne yazık ki günümüzün gelişmiş toplumlarında, kadınlar hak ettikleri özgürlüğü ve adaleti görememekte. Neredeyse her gün kadın şiddeti haberleri ile karşı karşıya kalmaktayız. Halbuki Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’nde açıkça belirttiği üzere kadınlar, erkeklere Allah’ın emanetidir. İslamiyette kadının yeri belki de hiçbir dinde olmadığı kadar özel ve dini ile birlikte kadınlar, en başta yaşama hakkı ile birlikte, mal sahibi olma, kanunların karşısında adalet hakkını arama, evlenme, özel hayatın gizliliği gibi konularda erkekler ile aynı haklara sahip olabilmiştir. Tıpkı erkekler kadınların canı, ırzı ve malı koruma altındadır ve kadına herhangi bir şekilde zarar veren oldukça ağır bir şekilde cezalandırılmaktadır. Aynı zamanda kadınlar yakınlarının geçimini sağlama ve ağır işlerde çalıştırılma zorunluluğundan muaf tutulmuş, eğer istiyorsa geçimini sağlayabilecek, fiziksel yapısına uygun işlerde çalışması konusunda da herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir. Kısacası islamiyette kadının yeri aslında tüm kadınların hep olmasını arzuladığı şekilde konumlandırılmış ve kadına hak ettiği tüm hak ve özgürlükler memnun kaldınız mı? Üye olun, takipte kalın!Websitemizden memnun kaldınız mı? Üye olun ve takipte kalın. İçerikleri favorilerinize ekleyin, hesabınızda muhafaza edin ve beğendiğiniz içerikleri hiç kaybetmeyin! Ayrıca yıllık bültenlerimizden de haberdar olun, her ramazan burada buluşalım!
kadının islamdaki yeri ve önemi vaaz